DEM’in merkezîleşmesinin boyutlarını sağlıklı değerlendirmek için coğrafyasının da yer aldığı bu topraklarda ABD’nin ne yapmaya çalıştığını, nasıl bir taktik ve strateji planladığını çok iyi bilmek gerekir.
Öncelikle ABD’nin başta İran olmak üzere izlediği yol haritasına bakalım: Trump’ın İran politikaları beş ana meselede Türkiye’ye risk oluşturabilir. Bunlar;
1- İlk olarak İran’a yönelik askerî müdahalenin beklenenden daha sert olması ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) direnişiyle bölgedeki radikalizmin yükselme riski, Türkiye’nin terörle mücadelesine olumsuz etkiler yaratabilir.
2- İkinci olarak bu direnişin çatışmayı bölgesel bir savaşa dönüştürerek Irak, Suriye ve Lübnan’a yayılma olasılığı, PKK-PYD’nin farklı aktörlerin vekili olarak hareket alanı bulmasına yol açabilir.
3- Üçüncü olarak İran’ın nükleer silahlanma kararına yönelmesi, İsrail’in nükleer belirsizlik politikasını sona erdirerek Orta Doğu’da nükleer silahlanma sürecini hızlandırma riskini taşımaktadır.
4- Dördüncü olarak İsrail’in İran’a karşı desteklenmesi, İsrail’in bölgedeki yayılmacı politikalarını güçlendirme potansiyeli taşıyabilir ve Doğu Akdeniz’de GKRY gibi Türkiye karşıtı aktörleri cesaretlendirebilir.
5- Son olarak Filistin meselesinin çözümsüz kalması, Orta Doğu’da istikrar sağlanmasını zorlaştırarak Türkiye’nin dış politika söylemiyle çelişen bir tablo yaratabilir.
İç ve dış politikada meydana gelen önemli değişim ve gelişmeler ışığında Terörsüz Türkiye çalışmasının ülke içindeki en önemli etkilerinden birinin, belki de birincisinin, DEM’in merkezileşmesi ve Kürt siyasetinde önemli gelişmelere neden olacağını düşünüyoruz.
Düşüncemizin alt yapısını oluşturan hususlara dokunmadan önce şu noktaları kamuoyunun dikkatine sunmak isteriz:
1- Terörsüz Türkiye bir devlet projesidir. Uzun soluklu bir planlamadır. Tek taraflıdır ve üstünlük devlet ünitelerinin kontrolünde gelişmektedir.
2- İmralı’daki PKK liderinin “silahları bırakın ve örgütü fesih edin” açıklaması ilk bakışta istenilen bir bildirge olsa da açıklamanın bazı eksik yönleri vardır ve şu an akla gelmeyen birçok soru önümüzdeki yıllarda güçlü bir şekilde karşımıza çıkacaktır.
3- Terörsüz Türkiye projesini planlayan ve kamuoyuna beklenmedik bir zamanda sunan üst aklın, projenin birçok alt başlığını geliştirdiği açıktır. Bu alt başlıkların bugün dile getirilmiyor olmasının nedeni iki ana başlıkta toplanabilir:
a) Sürecin gidişatını dikkatlice izlemek ve hedef noktasına ne zaman ulaşılacağına dair belirsizlik.
b) Süreç ilerledikçe ortaya çıkacak ihtiyaçlara göre projede revizyon yapılabilme gereği.
4- İmralı’nın bu sürece “evet” demesinin nedenlerinden birinin, belki de en önemlisinin, 40 yıldır süren silahlı mücadelenin örgüt ve militan kadrolarında aşırı yorgunluk ve bıkkınlık yaratması olduğu anlaşılmaktadır.
5- Türkiye’nin son seçimlerinde, özellikle İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminde, İmralı’nın AK Parti adayına destek verilmesini dillendirmesine rağmen Kandil ve DEM üst düzey yöneticilerinin bu çağrıya kulak tıkamalarının nedenleri ilerleyen dönemde gündeme taşınacaktır.
6- Terörsüz Türkiye projesinin temel gerekçelerinden biri, coğrafyamızda meydana gelen sosyolojik, psikolojik ve ekonomik gelişmelerdir. ABD, Rusya ve AB’nin bu projeye müdahil olup olmadığı gelecekte tarihçilerin cevap arayacağı bir soru olarak ortadadır.
7- Türkiye’nin AB’ye girişindeki engellerden biri Kürt meselesine ilişkin bu ülkelerin tutumlarıydı. Terörsüz Türkiye projesi, bu bahanenin ortadan kalkmasına yönelik bir adım olabilir.
8- PKK’nın silahlı eylemlerini terör olarak görmeyen bazı ülkeler, “örgüt fesih edilsin, silah bırakın” açıklaması karşısında politik bir boşluğa düşmüşlerdir.
9- PKK ve DEM içinde şahin kanatta yer alan, kan siyasetiyle beslenen bazı isimlerin bu açıklamayı hazmedemedikleri bilinmektedir. Bu kesim şu an sessiz olsalar da fırsat bulduklarında hamle yapma olasılıkları çok yüksektir.
10- Bölge halkının zihninde dillendirilmeyen ama güçlü bir şekilde var olan soru şudur:
“Madem örgüt silah bırakacaktı, neden bugüne kadar beklendi?”
11- Devletle birlikte terörle mücadele etmiş feodal yapılar ve korucu ailelerinde “terk edilmişlik” duygusu belirginleşmektedir.
12- 40 yıldır teröre karşı mücadele eden korucuların gelecekte karşılaşacağı ekonomik, sosyolojik ve psikolojik sorunlara yönelik planlama yapılıp yapılmadığı belirsizdir.
13- PKK ve DEM’in saha elemanlarının halk üzerindeki psikolojik baskısının devam edip etmeyeceği bilinmemektedir. Halkın sosyolojik ve psikolojik olarak ne kadar rahatlayacağı da belirsizdir.
14- PKK doktrinini benimsemeyen feodal yapılar, korucu aileleri ve DEM listelerinde kendine yer bulamayacağını düşünen bazı politik figürlerin, Mesut Barzani ve Kuzey Irak’taki Federe Yapı üzerinden yeni siyasi hamleler hazırladığı; DEM’e karşı Barzani merkezli bir Kürt partisinin kurulmasına yönelik güçlü bulgular olduğu anlaşılmaktadır.
Bitti
