Ankara’nın ayazı yüzünü keserken, Kızılay’ın ortasında bir mikrofon uzatıldı bir vatandaşa…
Soru basitti:
“Geçinebiliyor musunuz?”
Adam önce sustu.
Sonra hafif güldü.
“Geçinmek mi?” dedi.
“Artık hayatta kalmaya çalışıyoruz.”
O an anladık ki mesele ekonomi değil sadece…
Mesele umut.
Sabah 07:30…
İşe yetişmeye çalışan bir kadın…
Elinde kahve yok.
Çünkü artık lüks.
“Eskiden çocuklarıma süt alırken düşünmezdim,” diyor.
“Şimdi kendime çay içerken bile hesap yapıyorum.”
Bir ülke, çay içerken hesap yapıyorsa…
Sorun büyüktür.
Ulus’ta bir esnaf…
Dükkân boş.
Gözleri dolu.
“Ben mal satmıyorum artık,” diyor.
“Ben zararımı küçültmeye çalışıyorum.”
Cümle kısa…
Ama bir ekonominin özeti gibi.
Bir genç yaklaşıyor mikrofonumuza.
Üniversite mezunu.
İşsiz.
“Ben artık hayal kurmuyorum,” diyor.
“Çünkü hayal kurmak bile pahalı.”
İşte burası kırılma noktası.
Bir ülkede gençler hayal kurmayı bırakmışsa…
Gelecek sessizce çekip gidiyor demektir.
Bir emekli…
Bankadan yeni çıkmış.
Elindeki maaşı sayıyor.
Tekrar sayıyor.
Yine yetmiyor.
“Ben çalışırken hayal kurardım,” diyor.
“Şimdi sadece hesap yapıyorum.”
Bu cümle bir neslin özeti.
Ve sonra en çarpıcı an…
Küçük bir çocuk mikrofonu görünce yaklaşıyor.
“Amca beni de çek,” diyor.
Soruyoruz:
“Büyüyünce ne olmak istiyorsun?”
Duruyor…
Düşünüyor…
Ve diyor ki:
“Zengin.”
Ne doktor…
Ne öğretmen…
Ne mühendis…
Sadece zengin.
İşte bir toplumun röntgeni.
Bu röportajlar gösterdi ki:
Sorun sadece para değil…
Sorun güven.
Sorun sadece geçim değil…
Sorun gelecek.
Ve en önemlisi…
Halk artık konuşmuyor gibi görünse de…
İçinde biriktiriyor.
Ama bilinmeli ki:
Biriken şey sadece dert değil…
Biriken şey değişimdir.
SON SÖZ:
Mikrofonu uzattık…
Ve Türkiye bize şunu söyledi:
“Bizi dinleyin.”
Çünkü duyulmayan ses…
Bir gün en yüksek ses olur.
