Ankara sabahları erken başlar.
Şehir henüz uyanmadan önce bazı insanlar çoktan yola çıkmıştır. Sokak lambalarının sarı ışıkları hâlâ yanarken, kaldırımlarda ince bir sessizlik dolaşır. Otobüs durakları boş, caddeler sakindir.
Ama bir yerde bir motor sesi duyulur.
Bir minibüs çalışır.
Direksiyon başında Mustafa vardır.
Mustafa kırk yılı aşkın süredir Ankara’nın sokaklarında minibüs sürüyordu. Onun için şehir sadece binalardan ve yollardan ibaret değildi. O, Ankara’yı direksiyonun arkasından tanımıştı.
Her sokağın bir hikâyesi vardı.
Her durağın bir anısı.
Mustafa’nın sabahı çoğu insanın rüyasında bile olmadığı bir saatte başlardı. Saat dörtte alarm çalardı. Küçük evinin mutfağında çay kaynar, pencereden içeri Ankara’nın keskin ayazı sızardı.
Eşi çoğu zaman uykulu bir sesle sorardı:
“Bu kadar erken yine mi?”
Mustafa gülümserdi.
“Şehir erken uyanıyor.”
Sonra montunu giyer, evden çıkardı.
Dışarıda soğuk bir rüzgâr olurdu. Ama o buna alışmıştı.
Minibüsüne bindiğinde direksiyona dokunur, motoru çalıştırmadan önce birkaç saniye sessizce otururdu.
Çünkü o direksiyon onun hayatının yarısıydı.
İlk seferler her zaman sakindir. Sabahın erken saatlerinde minibüse binenler çoğu zaman aynı insanlardır.
Bir öğretmen…
Bir temizlik işçisi…
Bir öğrenci…
Mustafa hepsini tanırdı.
“Günaydın hocam.”
“Kolay gelsin abla.”
“Okula mı yine?”
Minibüs sadece bir ulaşım aracı değildi.
Küçük bir mahalle gibiydi.
Ama direksiyon başındaki hayat kolay değildi.
Trafik…
Korna sesleri…
Bazen sabırsız yolcular…
Bazen uzun saatler.
Mustafa günde on dört saate kadar çalıştığı günleri hatırlardı. Akşam eve döndüğünde elleri direksiyonu tutmaktan uyuşmuş olurdu.
Ama o hiçbir zaman şikâyet etmezdi.
Çünkü o minibüs sadece bir araç değildi.
O araç çocuklarının geleceğiydi.
Mustafa’nın iki çocuğu vardı. Bir oğlu, bir kızı.
Çocukları küçükken akşamları eve geldiğinde kapıya koşarlardı.
“Baba geldiii!”
Mustafa yorgun olsa bile onları kucağına alırdı.
Çünkü bir baba için en güzel dinlenme bazen çocuklarının gülüşüdür.
Yıllar geçti.
Mustafa’nın saçlarına aklar düştü. Ama direksiyon başındaki alışkanlık değişmedi.
Bir kış günü Ankara’ya yoğun kar yağmıştı. Yollar buz tutmuştu. Trafik durmuş gibiydi.
Birçok araç kenara çekmişti.
Ama Mustafa minibüsü durdurmadı.
Çünkü minibüste bir kadın vardı.
Kadının yüzü solgundu. Yanında panik içindeki bir adam oturuyordu.
“Eşim doğum yapacak,” dedi adam.
Hastaneye yetişmeleri gerekiyordu.
Ama yollar neredeyse kapalıydı.
Mustafa aynadan kadına baktı.
Sonra direksiyonu sıkıca tuttu.
“Merak etmeyin,” dedi.
Minibüs ağır ağır ilerledi. Kar lastikleri buzlu yolda dikkatle tutunuyordu. Mustafa her virajı, her sokağı yılların tecrübesiyle geçiyordu.
Dakikalar sonra hastanenin önüne ulaştılar.
Adam ve kadın minibüsten aceleyle indi.
Adam Mustafa’ya dönüp sadece şunu söyledi:
“Allah sizden razı olsun.”
Mustafa başını salladı.
Sonra minibüsüne geri döndü.
O gece bir çocuk dünyaya geldi.
Yıllar sonra o çocuk büyüdü.
Bir gün genç bir delikanlı minibüse bindi. Mustafa artık yaşlanmıştı. Saçları tamamen beyazlamıştı.
Genç adam bir süre onu izledi.
Sonra gülümseyerek dedi ki:
“Ben sizin minibüsünüzde hastaneye yetişmişim.”
Mustafa önce anlamadı.
Genç adam devam etti:
“Annem hep anlatır. Kar fırtınasında bizi hastaneye siz götürmüşsünüz.”
Mustafa bir an sustu.
Hayat bazen küçük anların yıllar sonra nasıl büyüdüğünü gösterir.
Minibüsün camından Ankara’nın caddeleri akıp gidiyordu.
Mustafa direksiyona baktı.
Kırk yıl…
On binlerce kilometre…
Sayısız insan…
Ama o an anladı ki yaptığı iş sadece araç sürmek değildi.
O yıllar boyunca binlerce hayatın yoluna dokunmuştu.
Bir öğrenciyi sınavına yetiştirmişti.
Bir işçiyi ekmeğine ulaştırmıştı.
Bir bebeğin dünyaya gelişine yardım etmişti.
Akşam güneşi Ankara’nın binalarına vururken Mustafa minibüsünü durağa çekti.
Motoru kapattı.
Ellerini direksiyondan yavaşça çekti.
Yüzünde küçük bir gülümseme vardı.
Çünkü bazı insanlar hayatlarını büyük sahnelerde geçirmez.
Onlar direksiyon başında, asfalt yolların üzerinde sessizce yaşar.
Ama bazen bir minibüs şoförü…
Bir şehrin kalbine dokunur.
Ve farkında olmadan binlerce insanın hikâyesinde küçük ama unutulmaz bir yer bırakır.
