Direksiyon Başında Bir Ömür : Ankara'nın ve Türkiye'nin Minibüs Şoförlerine Ağıt

Direksiyon Başında Bir Ömür : Ankara'nın ve Türkiye'nin Minibüs Şoförlerine Ağıt

Sabah henüz doğmamışken, Ankara’nın gri ufkunda ince bir ışık belirir. Şehrin sokakları hâlâ yarı uykudadır; kaldırımlar gece boyunca biriktirdiği sessizliği bırakmamış, dükkan kepenkleri henüz açılmamıştır. Ama bazı insanlar için gece çoktan bitmiş, yeni bir gün çoktan başlamıştır.
Onlar direksiyon başındaki insanlardır.
Onlar minibüs şoförleridir.
Birçoğumuz için minibüs, sadece bir ulaşım aracıdır. İşe giderken binilen, aceleyle inilen, bazen kalabalığından şikâyet edilen küçük bir araç. Oysa o aracın ön koltuğunda oturan adam için o minibüs bir hayatın kendisidir. O direksiyon, yılların ağırlığını taşır; o gaz pedalı, bir ailenin geçimini; o dikiz aynası, arkasında bırakılan yorgunlukları.
Minibüs şoförünün sabahı, çoğu insanın rüyasında bile olmadığı bir saatte başlar. Saat dörtte, belki üç buçukta… Alarmın sesi bir fabrikadaki siren gibi yankılanır evin içinde. Küçük bir mutfakta çay kaynar, eşinin uykulu sesi duyulur.

Çocuklar henüz derin uykudadır.
O adam sessizce hazırlanır.
Bir kahve içer.
Belki pencereden dışarı bakar.
Şehrin ışıkları hâlâ titremektedir.
Sonra çıkar evden. Soğuk havayı içine çeker. Çünkü bilir ki birazdan saatlerce bir direksiyonun başında oturacak, yüzlerce insanın telaşına, öfkesine, sevincine tanıklık edecektir.
Ankara’da sabah trafiği bir savaş gibidir.
Korna sesleri, kırmızı ışıklar, acele eden insanlar…
Ama minibüs şoförü o savaşın ortasında sakin kalmak zorundadır. Çünkü direksiyon başındaki bir öfke, arkadaki onlarca hayatı etkileyebilir.
Bir minibüs düşünün. İçinde memur vardır, öğrenci vardır, işçi vardır, anne vardır, yaşlı vardır. Herkes bir yere yetişmeye çalışır. Ama kimse o direksiyon başındaki adamın da bir yere yetişmeye çalıştığını düşünmez.
Belki onun da hastanede yatan bir annesi vardır.
Belki kredi borcu vardır.
Belki çocuğunun okul taksiti vardır.
Ama o yine de yoluna devam eder.
Gün boyunca aynı cümleleri tekrar eder:
“Bir kişi daha var mı?”
“İlerleyelim arkadaşlar.”
“Tamam, burada indireyim.”
Bu cümleler bir süre sonra hayatının ritmine dönüşür.
Minibüs şoförünün mesleği sadece araç sürmek değildir. O aynı zamanda bir sabır işçisidir. Her gün yüzlerce farklı insanla karşılaşır. Kimi selam verir, kimi görmezden gelir, kimi sinirlenir, kimi teşekkür eder.
Ama o yine de direksiyona tutunur.
Çünkü bilir ki direksiyonu bıraktığı an, hayat da bir yerden kopacaktır.
Türkiye’nin her şehrinde bu hikâye benzerdir. İstanbul’un kalabalığında da böyledir, Ankara’nın geniş bulvarlarında da, Anadolu’nun küçük şehirlerinde de. Minibüs şoförleri şehirlerin görünmez damarlarıdır. Onlar çalışmayı bıraktığında şehirler yavaşlar, hayat aksar.
Ama çoğu zaman kimse onların yorgunluğunu görmez.
Bir minibüs şoförünün günü bazen on dört saat sürer.
Bazen on altı saat.
Direksiyon başında geçen saatler, belde ağrı, gözlerde yanma, akşam olduğunda ağır bir sessizlik bırakır.
Ama yine de sabah alarm çalar.
Ve o adam yeniden direksiyona geçer.
Minibüs şoförlerinin hayatı, aslında Türkiye’nin emek hikâyesinin küçük bir aynasıdır. Mücadeleyle geçen günler, alın teriyle kazanılan ekmek, eve götürülen umut…
Bir minibüsün ön camından bakıldığında sadece yol görülmez.
Bir ülkenin hikâyesi görülür.
Bir sabah öğrencileri okula yetiştiren bir şoför, öğlen bir hastayı hastaneye götürür, akşam bir işçiyi evine ulaştırır. Farkında olmadan yüzlerce hayatın bir parçası olur.
Belki bir gün, yıllar sonra, o minibüse binen bir çocuk büyür ve doktor olur, öğretmen olur, mühendis olur.
Ama o çocuk belki hiç hatırlamaz onu okula götüren minibüs şoförünü.
Oysa o şoför, o çocuğun hayatının küçük ama önemli bir yolculuğuna eşlik etmiştir.
Minibüs şoförlerinin hikâyesi biraz da görünmez kahramanların hikâyesidir.
Onlar alkış beklemez.
Madalyaları yoktur.
Ama şehirlerin kalbi onların çalışmasıyla atar.
Bir akşam düşünün. Ankara’da gün batarken gökyüzü turuncuya döner. Trafik biraz hafiflemiştir. Minibüs şoförü günün son turunu atarken camdan dışarı bakar.
Belki yorgundur.
Belki sessizdir.
Ama içinde küçük bir huzur vardır.
Çünkü o gün yüzlerce insanı bir yerden bir yere ulaştırmıştır.
Belki kimse teşekkür etmemiştir.
Ama o yine de görevini yapmıştır.
Minibüs şoförleri bu ülkenin sessiz emekçileridir. Onların hikâyesi, direksiyon başında geçen bir ömürdür.
Ve o ömür, asfaltın üzerinde yazılmış uzun bir şiir gibidir.
Korna sesleriyle başlayan,
Duraklarda duran,
İnsanlarla dolup boşalan…
Ama her gün yeniden yazılan bir şiir.
Belki bir gün biri o minibüse biner, şoföre bakar ve sadece şunu söyler:
“Kolay gelsin.”
İşte o iki kelime, direksiyon başında geçen bütün bir günün yorgunluğunu biraz olsun hafifletir.
Çünkü bazen bir insanın en büyük ihtiyacı, görülmektir.
Minibüs şoförleri her gün yüzlerce insanı görür. Ama çok az insan onları gerçekten görür.
Oysa direksiyon başındaki o adam, sadece bir şoför değildir.
O bir baba, bir evlat, bir eş, bir hayal taşıyıcısıdır.
Ve belki de bu ülkenin en sessiz kahramanlarından biridir.

Author’s Posts

Please fill the required field.
Image