Bir üniversite kampüsünde yürürseniz yüzlerce genç görürsünüz.
Gülenler, sohbet edenler, derslere yetişmeye çalışanlar…
Ama biraz dikkatle bakarsanız gözlerin arkasında aynı soruyu fark edersiniz.
“Geleceğim nasıl olacak?”
Bugünün gençliği tarihin en eğitimli kuşaklarından biri.
Ama aynı zamanda en kaygılı kuşaklarından biri.
Diplomalar çoğalıyor, fakat fırsatlar aynı hızda artmıyor.
Teknoloji gelişiyor, ama iş dünyası hızla değişiyor.
Bir meslek öğrenmek artık yeterli değil.
Çünkü bazı meslekler daha ortaya çıkmadan yok oluyor.
Bu durum gençlerin zihninde büyük bir belirsizlik yaratıyor.
Eskiden hayatın yolu daha netti.
Okul, iş, kariyer…
Bugün ise yollar çoğaldı ama yönler belirsizleşti.
Bir genç bugün yalnızca bir meslek seçmiyor; aynı zamanda sürekli değişen bir dünyaya uyum sağlamayı öğrenmek zorunda.
Bu kolay bir yük değil.
Ama bu hikâyenin bir de umut tarafı var.
Çünkü bugünün gençleri yalnızca kaygılı değil; aynı zamanda çok yaratıcı.
Yeni fikirler üretiyorlar.
Yeni şirketler kuruyorlar.
Yeni teknolojiler geliştiriyorlar.
Belki de tarihin hiçbir döneminde gençler bugünkü kadar dünyayı değiştirme potansiyeline sahip olmamıştı.
Bir telefon uygulaması milyonlarca insana ulaşabiliyor.
Bir fikir küresel bir harekete dönüşebiliyor.
Bir girişim birkaç yıl içinde dünya markası olabiliyor.
Yani gençlerin omuzlarında büyük bir sorumluluk var.
Ama aynı zamanda büyük bir fırsat da.
Çünkü geleceği şekillendirecek olanlar tam da onlar.
Ve belki de bu yüzden gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey yalnızca iş fırsatı değil.
Güven.
Destek.
Ve onların hayallerine inanan bir toplum.
Çünkü her büyük değişim önce bir gencin zihninde başlar.
