Türkiye’yi anlamak istiyorsan ana caddelerde yürüme…
Sokağa sap.
Sonra bir daha sap.
Sonra bir daha…
Işık azaldığında, gerçek başlar.
Dışarıdan bakınca sıradan bir bina.
Boyası dökülmüş, balkon demirleri paslanmış…
Ama mesele dışı değil.
İçi.
Türkiye’yi anlamak istiyorsan ana caddelerde yürüme…
Sokağa sap.
Sonra bir daha sap.
Sonra bir daha…
Işık azaldığında, gerçek başlar.
Dışarıdan bakınca sıradan bir bina.
Boyası dökülmüş, balkon demirleri paslanmış…
Ama mesele dışı değil.
İçi.
“Şehirler değiştikçe insanlar da değişir.”
Şehirler sadece binalardan oluşmaz.
Şehirler insan davranışlarını da şekillendirir.
Tarihte her büyük şehir…
Yeni bir yaşam tarzı doğurdu.
Akıllı Şehirler
Ben Ankara’da yaşayan sıradan bir çalışanım.
Ama artık sıradan bir evde yaşamak bile lüks oldu.
Ev sahibim geçen ay aradı. Sesi sakindi ama söylediği şey ağırdı:
“Kirayı güncelleyeceğiz.”
Güncellemek dedikleri şey, neredeyse iki katı.
Ev aramaya başladım. Gittiğim her evde aynı manzara: küçük, eski, bakımsız… ama fiyatlar sanki saray satılıyor gibi.
Sabahın en sessiz saatleri…
Gecenin karanlığı henüz tamamen çekilmemiştir. Şehrin sokak lambaları titrek ışıklarını kaldırımlara dökerken, bazı pencerelerde ışık yanmaya başlar. Çoğu insan hâlâ uykudadır; rüyaların sıcaklığında, yorganın güvenli sessizliğinde.
Ama bazı insanlar için gece ile gündüz arasındaki çizgi çoktan silinmiştir.
Onlar doktorlardır.
Ankara’nın geniş bulvarlarında sabahın ilk otobüsleri hareket ederken, hastanelerin koridorları çoktan uyanmıştır. Steril ışıkların altında bir koşuşturma vardır. Ayak sesleri yankılanır, kapılar açılıp kapanır, monitörler ritmik bir kalp gibi bip bip öter.
Ve o koridorlarda beyaz önlüklü insanlar yürür.
Bir doktorun sabahı çoğu zaman bir gecenin devamıdır. Çünkü doktorların hayatında “mesai bitimi” diye kesin bir kavram yoktur. Bir ameliyat uzayabilir, bir hasta aniden kötüleşebilir, bir acil vaka kapıyı çalabilir.
İşte o anlarda zaman durur.
Sabah henüz doğmamışken, Ankara’nın gri ufkunda ince bir ışık belirir. Şehrin sokakları hâlâ yarı uykudadır; kaldırımlar gece boyunca biriktirdiği sessizliği bırakmamış, dükkan kepenkleri henüz açılmamıştır. Ama bazı insanlar için gece çoktan bitmiş, yeni bir gün çoktan başlamıştır.
Onlar direksiyon başındaki insanlardır.
Onlar minibüs şoförleridir.
Birçoğumuz için minibüs, sadece bir ulaşım aracıdır. İşe giderken binilen, aceleyle inilen, bazen kalabalığından şikâyet edilen küçük bir araç. Oysa o aracın ön koltuğunda oturan adam için o minibüs bir hayatın kendisidir. O direksiyon, yılların ağırlığını taşır; o gaz pedalı, bir ailenin geçimini; o dikiz aynası, arkasında bırakılan yorgunlukları.
Minibüs şoförünün sabahı, çoğu insanın rüyasında bile olmadığı bir saatte başlar. Saat dörtte, belki üç buçukta… Alarmın sesi bir fabrikadaki siren gibi yankılanır evin içinde. Küçük bir mutfakta çay kaynar, eşinin uykulu sesi duyulur.
Bozkırın ortasında dimdik duran bir irade, bir başkent, bir karakterdir.
Ve bu karakterin en güçlü sesi hiç şüphesiz Ankara’nın gençliğidir.
Bugün Ankara’nın sokaklarında yürüyen her genç, yalnızca bir birey değil; aynı zamanda geçmişin mirasını geleceğe taşıyan bir umut elçisidir. Çünkü bu şehir yalnızca bir başkent değildir. Bu şehir, mücadelelerin yazıldığı, fikirlerin büyüdüğü, ideallerin filizlendiği bir yerdir.
“Ankara gençliği, yalnızca yarınların değil; bugünün de gücüdür.”
Bir düşünün…
Kızılay meydanında yürüyen bir öğrenci, üniversite kampüslerinde gece yarılarına kadar çalışan bir genç, hayallerini bir deftere karalayan bir lise öğrencisi… Hepsi aslında aynı hikâyenin kahramanlarıdır. Bu hikâye; çalışmanın,
“Bir milletin gerçek gücü, evlerinin içinde sessizce emek veren kadınların yüreğinde saklıdır.”
Sabahın ilk ışıkları henüz Ankara’nın sokaklarına düşmeden uyanan bir şehir vardır.
Ama o şehir meydanlarda değil, evlerin içinde başlar.
Mutfağında çayın ilk buharını yükselten, çocuklarının geleceğini düşünerek güne başlayan, ailesinin huzuru için sessizce çalışan kadınların şehridir o.
Ankara’da, Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi, ev kadınları hayatın görünmeyen kahramanlarıdır. Onlar çoğu zaman bir unvan taşımazlar, alkış almazlar, manşetlere çıkmazlar. Ama bir toplumun en sağlam temeli onların emeği üzerine kuruludur.
Çünkü bir ev kadını sadece evini yönetmez.
O aynı zamanda bir öğretmen, bir doktor, bir psikolog, bir aşçı, bir ekonomist ve çoğu zaman bir kahramandır.
Bir üniversite kampüsünde yürürseniz yüzlerce genç görürsünüz.
Gülenler, sohbet edenler, derslere yetişmeye çalışanlar…
Ama biraz dikkatle bakarsanız gözlerin arkasında aynı soruyu fark edersiniz.
“Geleceğim nasıl olacak?”
Bugünün gençliği tarihin en eğitimli kuşaklarından biri.
Başkent Bülten, yalnızca Ankara’da yaşanan güncel olayları değil, toplumun görünmeyen ve unutulmuş yüzlerini de sayfalarına taşır. Ayazın içinde donmuş bir adamın hikâyesi, gazetenin sosyal vicdanı ve insan odaklı habercilik anlayışının en çarpıcı örneklerinden biridir.
Cemal’in parkta yalnız başına donmuş hikâyesi, sadece bir bireyin trajedisi değildir; bu aynı zamanda şehirde kaybolan umutların, ekonomik zorlukların ve toplumsal unutulmuşluğun da bir yansımasıdır. Başkent Bülten, bu tür öyküleri aktararak Ankara ve Türkiye’de toplumun vicdanına dokunan, farkındalık yaratan ve insani derinliği olan bir gazetecilik standardı oluşturur.
Türkiye Gazi ve Şehit Aileleri Vakfı Başkanı ve gazi Lokman Aylar, “Terörsüz Türkiye” hedefiyle yürütülen sürece amasız, fakatsız destek verdiğini açıkladı.
Aylar’ ın komisyon toplantısında yaşanan bir an ise toplantıya katılan herkesin hafızasına kazındı.
Söz aldığı sırada gözündeki protezi çıkararak masanın üzerine bırakan Aylar, salondaki derin sessizliğin içinde şu sözleri söyledi:
“Biz bu vatan için gözümüzü verdik. Canımızdan parçalar verdik. Ama eğer devletimiz yeni şehitler olmasın, yeni anneler ağlamasın diye bir yol açıyorsa biz gaziler o yolun karşısında değil yanında dururuz.”
Günümüzde teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki, hayatımızın birçok alanı robotlar ve yapay zekâ tarafından şekillenmeye başladı. Sadece fabrikalarda ya da endüstride değil, günlük yaşamımızda, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda ve hatta sanatta robotlar ve otomasyon sistemleri giderek daha fazla rol oynamaya başladı. Bu durum, hem dünyada hem de Türkiye’de ekonomik, sosyal ve kültürel yapıları değiştirecek büyük bir dönüşümün habercisi olarak görülüyor.
Dünya Genelinde Robotların Etkisi
Gelişmiş ülkelerde robotlar, üretimden hizmet sektörüne kadar pek çok alanda hayatın ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Japonya, Güney Kore ve Almanya gibi ülkelerde, robotlar hem iş gücünü tamamlayıcı hem de bazı işlerde insanın yerini alıcı rol üstleniyor. Özellikle yapay zekâ destekli robotlar, veri analizinden cerrahi operasyonlara kadar hassas işlerde insanlara yardımcı oluyor. Bu durum, verimliliği artırırken aynı zamanda bazı iş alanlarını da
Bazı insanlar vardır; onların adı yalnızca bir kişi olarak değil, bir duruş olarak anılır. Bir düşünceyi, bir vicdanı ve bir sorumluluğu temsil ederler. Kasım Pekacar da böyle isimlerden biri olarak değerlendirilir. Onun adı, yalnızca bir görev ya da bir unvanla değil; vefa, sorumluluk ve toplumsal duyarlılıkla birlikte anılır. Çünkü bazı hayatlar yalnızca yaşanmaz, aynı zamanda bir fikri ve bir mücadeleyi temsil eder.
Türkiye’nin yakın tarihi, fedakârlık ve mücadelelerle dolu bir tarihtir. Bu topraklar, yalnızca sınırlarıyla değil; uğruna fedakârlık yapan insanlarıyla anlam kazanmıştır. Gaziler ve şehit
Şehit Halil Pekacar
