Kültür Sanat

Cumhuriyetimizin Başkenti Ankara

Cumhuriyetimizin Başkenti Ankara

Ankara, Eskilerin deyimiyle Engrü.
Kırıkkale-Afyon-Bolu üçgeninde geniş bir coğrafyadır.
Bürokrasi ve Devlet yönetimiyle anılır bu şehir.
Ankara Suyunu, havasını, toprağını kirleten sanayi yatırımlarını’ nimet bildi, hep sevdi
Osmanlı yönetiminde asırlarca büyük ama küçük vilayet muamelesi gören bir yerdi Ankara.
Ömrümün üçte ikisinin geçtiği kentti burası.
Ankara üzerine kim ne yazdı?
Hangi şair şiir söyledi?

Kim bu kent için türkü besteledi bilmiyorum?
Bu kenti kutsamıyorum
Bu şehrin cennetten bir köşe olduğunu da iddia etmiyorum.
Ama bu kentte geçen ömür döngümde canlı anılar hala yerinde duruyor.
Evet, bu şehir bana çok şey verdi.
Ben ise bu kente karşı görevimi yaptım mı diye sorarsanız, gönül huzuruyla ‘Evet’ cevabını vermekte zorlanırım.
Elimden gelen tek şey hatıralarım içindeki Ankara’yı, bu şehrin güzel insanlarını anlatmak.
Şimdi gelin benimle anılarımdaki Ankara’ya doğru bir geziye çıkalım.
Ankara Sokaklarında dolaşıyoruz,

Önce varoşlardan başlıyoruz turlamaya, sonra kavis çizip Ankara’nın meşhur caddelerinde volta atıyorum

Yüzler görüyorum; Genç, İhtiyar, kadın, erkek, çocuk

Hepsinin suratında inanılmaz bir yorgunluk.

Yorgunluğu nezaketen söyledim aslında tam bir bıkkınlık, yılgınlık.

Ankaralı böyle değildi;

Hayat Hayaldir, diyordu bu şehirde insanlar.

Hayal kurmayı bırakmış Başkentli.
Yıllar geçip gidiyor, her geçen gün değil, an bile bir şeyleri uzaklara götürüyor.
Yormuş Ankaralıyı hayat...
Sadece hayat değil, kent yaşamına girip çıkan insanlarda götürmüş bir şeyler.
Ankaralı mutluluğu unutmuş gibi.
Ankaralının yüreğine dokunduğumda; Sessizce Ağlayarak yaşadıklarını gülerek anlatıyor sanırsınız ama bu şehirli Gülerek yaşadıklarını anlatıyor ağlayarak...
Gençliğimi yaşadığım Ankara’nın bir masalı vardı.
İnsanlar o destansı öyküleri anlatırdı
Masalını kaybetmiş Ankaralı.
Yalnızlığını hiçbir şey geri getirmedikçe yüzlerde bir hüzün dalgalanıyor
Yıllar önce kent girişinde asılı levhadaki ANKARA yazısı büyülü bir söz gibiydi:

Bürokrat tayini ilk çıktığında bu vilayete başkent diye bakardı.
Ankaralıyı tanıdıkça buraya başka illerden gelen doktor, ebe, öğretmen, subay iki kez ağlardı.

Bir gelirken birde giderken.
Ankaralıların geçmişteki hikâyeleri bir kütüphaneye benzerdi.
Şimdi bu kentte yaşayanlar içine dönmüş, kapanmış.
Her geçen gün Anakarada yaşanan dram, komedi, ihanet, yoksulluk çökmüş omuzlara, Çökmekle kalmamış çökertmiş bu şehrin insanlarını.

İnsan her geceyi ölüm, her sabahı hayat bilmelidir gerçeğini bilen Ankaralı yine de ayakta kalmaya, yorgunluğunu, sıkıntısını, derdini içinde saklamaya çalışıyor.

Bu kentli yıllarca kendinin elinden tutacak, ona moral verecek, çocuğuna istikbalde kapı açmaya vesile olacak bir lider aradı.

Önce kendi Milletvekillerine sonra parti liderlerine ümitli gözlerle baktı, Kimisi Genel merkez kapılarında.
Bazı Ankaralı vekiller TBMM koridorlarında gün doldurdu, kimi Ankara sokaklarında göstermelik bir iki tur attı.
Bu kez Ankaralının bakışları ve umutları Ankara’da yeni kurulan siyasilere, partilere, yöneldi.
Başkentin Siyasileri, Milletvekilleri sayı yönünden fazlaydı ama hayal kırıklığına çok uğradı Ankaralı.

Umutlar törpülendikçe dudaklardan bir söz döküldü,

Heyhat.

Masal yüzlü Ankaralıları özledim diyenlere son sözüm şu.

Cenabı-ı Allah, Hazreti İbrahim’e emir buyurdu, o da elleriyle Kâbe’yi yaptı.
Çok Kıymetlidir Kâbe.
Kader yollarında zorlukla yürümeye çalışan, düşen her türlü çileyi çeken, ibadet eden, oruç tutan ve bu Ülkeyi çok seven Ankaralının, Yorgunluğunu kaldırmak için Onun sorunlarına yardım edin
‘’Ankara-Ankaralı yalnız ve sahipsiz değildir cümlesini sokaklarda çınlatmak için Başkent Bülten Gazetesi elinden gelen her gayreti gösterecek. Buna inanın
Evet, Güneş başını alıp da erken giderdi Ankara’dan.
Ve Güneş erken gelirdi tekrar Bu kente.
Yiğit, mert, delikanlı insanların yaşadığı bir coğrafya erkenden uyanırdı sabaha.
Yiğitliğini, Duruşundan, Mertliğini Hoşgörüsünden, Delikanlılığını Efendiliğinden alan Başkentti burası.
Cumhuriyetin ikinci yarısından sonra Ankara’da yabancılaşmış kalabalıklar yoktu.
On Binlerce insan birbirini tanır ve birbirlerini selamlardı.
Dış göçler pek yaşamazdı Ankara’da.
Uçamayan kuşlara bu coğrafyanın insanı zarar vermezdi.
Kültürünü, geleneklerini, örf ve adetlerini taptaze yaşar ve korurdu Ankara.
Irk, dil, din ayrımı yapmazdı Ankara ve Ankaralı.
Bir Kültür mozaiği idi bu Vilayet
Okuma seviyesi belki düşüktü ama arif insanları ve Ankara tahılı, hayvancılığı adeta sürekli topraktan fışkırırdı.
Yerlisi, Yedi bölgeden buraya göç edenler yurt bellemişti bu şirin ili.
Anılardaki Ankara’yı anımsadıkça bugün sokaklarında gezdiğim kenti artık tanıyamıyorum
Güneş yine başını alıp gidiyor Ankara’dan.
Ve yine erken geliyor.
Lakin bu sokaklarda meçhul kalabalıklar var.
Yüzler birbirini tanımıyor, İnsanlar selamlaşmıyor
Bu şehirde bir şeyler kaybolmuş.
Birbirini kıskanmayan, gönül kapılarını kapatmayan, düşene el uzatan, garibanın imdadına koşan insanlar nereye gittiler?
Ankara ve İlçelerinde büyük bir sıkıntı rüzgârı suratlarda patlıyor adeta.
Uçan kuşlarda artık Ankara semasına gelmiyor.
Narin göçmen kuşları soğuk, üşüten, donduran bu yozlaşmada ‘kanadım kırılır’ korkusunu minicik bedeninde hissediyor.
Bu kent zifiri karanlığa yol aldıkça Başkentteki gençliğe yazık oluyor.
Sadece gençlik değil gelecek nesillerde heba olup gidecek.
Ankara genişledi, Nüfus yönünden çok büyüdü ama ‘’Ankara, Ankaralı Ruhu ‘Küçülmeye Başladı.
Korkarım ki on yıllarca sonra bu kentte yaşadığım anılarda bir yerlere savrulacak, dağılacak.
Bu yazı kaygı duyduğum savrulmaya sadece bir başkaldırış.
Evet, eski Ankara’yı ben çok özledim
Ya siz?

Author’s Posts

Please fill the required field.
Image