Ülkemiz gençliğinin büyük bir bölümüne, özellikle orta ve lise öğrenimi gören gençliğin durumuna baktıkça hüzünleniyoruz. Geleceğimizi emanet olarak üstlenecek olan bu gençlere baktıkça büyük bir karamsarlık sarıyor zihin ve gönül dünyamızı.
Eğitim ve öğretimde yapılan bir dizi yanlış ve eksik uygulamalar gelecekle alakalı endişelerimizi artırırken ağzımızın tadını kaçıyor. Gençliğin bugünkü durumuna bakıp ülkemizin geleceğini düşündükçe olumsuzlukla dolu derin girdaplara sürükleniyoruz.
Bugün yaşamın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir gençlik olgusunu gözlemliyoruz.
Bu gençler ülkemizde yaşanan terör olayları sonucunda şehit ve gazi olanlar için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar, ya da anlamak istemiyorlar. Ülkemizde yaşanan toplumsal acı olaylara karşı ailesinin üzülmelerine, kederlenmesine anlam veremiyorlar ve dünyadaki bazı gelişilmeleri algılayamıyorlar.
Türkiye’de yaşanan kadın cinayetleri, her gün ağırlaşan ekonomik durum, terör olaylarının neden olduğu toplumsal meselelerin yanı sıra coğrafyamızın hemen yanı başında yaşanan savaşlar, acı çeken göçmen çocuklar, ölen on binlerce insan gerçeği gençliğimizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
İşin hazin tarafı yukarıda sözünü ettiğimiz olayları ve acı gerçekleri bir kısım gençlerimiz çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.
Bazı gençlerimizin zihin ve ruh dünya odağındaki tek şey eğlenmek, anlamsızca gününü gün etmektir. Sözünü ettiğimiz gençlerimiz yaşadıkları bu en değerli dönemde eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.
14–20 yaş bandındaki bu gençler, ailelerinin, yakın akrabalarının kendileri için yapılan fedakârlıkların hiç farkında olmadıkları gibi yapılan özveriye değer vermiyorlar.
Kısacası bu gençlerde tespit ettiğimiz en önemli olumsuzluk ise ne ailelerinin ne de yaşadıkları bu vatanın tam anlamıyla kıymetini bilmedikleri gibi vefa duygusundan da bihaberler.
Analizimize konu edindiğimiz bu nesil, herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyor ve ailelerini adeta kendilerine mecburmuş gibi kabulleniyorlar.
Ailelerine, akrabalarına, öğretmenlerine, komşularına hatta tüm insanlara verdikleri değer, kendilerini, isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar onları eğlendirdikleriyle orantılı.
Bu gençler hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Vatan, bayrak gibi değerlerimiz onları ilgilendirmediği gibi tarihsel geçmiş onların ilgisini çekmiyor, atalarına, geldikleri aidiyete karşı saygı duymuyorlar.
Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en yüksek dövizle satın alan yabancı kökenli yabancı insanlara gıpta edecek kadar maneviyattan yoksunlar. Uğrunda can verilecek kıymetlimiz vatan ve bayrak onlar için son model bir cep telefonundan adeta daha değersiz.
Milletimizin ve bu cennet vatanın geleceği açısından son derece endişeleniyoruz.
Endişemizin ana sebeplerinden birisi şudur:
Yirmi yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?
Kendine hayrı olmayan bu nesil gelecek için nasıl çocuk yetiştirecek?
Sorumsuzluk duygusuyla yetişen bu gençler ailelerini, eşlerini, evlerini nasıl idare edebilecekler? İçlerinden zeki ve başarılı olup kamuda üst düzeye gelecek bu gençler ülkemizi nasıl yönetecek? Bin bir tehlike çemberi içindeki bu vatanı nasıl savunup can verecekler?
Bu coğrafyada yaşayan tüm siyasi liderlerin, milletvekilleri ve siyasi il teşkilat yöneticilerinin, devleti yöneten bürokrasinin, aydınların, eğitimcilerin, yöneticilerin ve ailelerin cevaplaması gereken tek soru şudur:
Bu gençler neden bu durumda?
Sorumluluk olgusunu dahi bilmeyen bir nesil nasıl bu hale geldi?
Başta devlet yöneticileri olmak üzere herkesin bu kötü gelişmede suçu yok mu?
Hiç şüphesiz bu olumsuzlukta hepimizin payı, suçu ve günahı var. Büyük bir vebal omuzlarımızda duruyor.
Önce detaylı olarak ve her yönden gençliğin bugünkü kötü hal ve gidişatını inceleyip, etkili çözümler üretmemiz gerekiyor.
Peki, bu yeter mi?
Elbette hayır.
Çözümleri titizlikle pratiğe aktarıp, yüksek bir disiplin ve özverili çalışmayla sorunu çözmeliyiz.
Bütün bunlar neden oluyor, izah edelim.
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık.
Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.
Çocuklar hayattan bihaber. Açlık nedir bilmiyorlar; yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında. Acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.
Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
