Sosyal medya, hayatın birçok alanını derinden etkilemeye başladı.
Özellikle akıllı telefon kullanımının artmasıyla birlikte, sosyal medyanın siyasete ve son aylarda dini hayattaki tartışmalara ciddi biçimde zemin oluşturduğunu görüyoruz.
Sosyal medya platformlarında siyaset ve dini içerikli tartışmalar adeta almış başını gidiyor.
Dine ve siyasete yönelik yoğun bildirimlerin azalacağına, her geçen gün artma eğilimine girmesi aklı başındaki insanları ciddi manada kaygılandırıyor.
Sosyal medyada başlayan bu tartışmaların büyümesi, yaygınlaşması ve köpürmesi hayra alamet değil.
Siyaset, spor, toplumsal huzursuzluk ve dini konularda çoğu temelsiz, gerçek dışı ve yalan bildirimlerin önlenmesi şu anda mümkün görünmüyor.
Bu duruma zemin oluşturan nedenlerden biri, belki de en önemlisi, yerli veya yabancı liderlerin sosyal medyayı yoğun biçimde kullanmalarıdır.
Sosyal medya üzerinden siyasi mesajlarını veren tüm siyasetçilerin, mesaj etkileşimini ciddi biçimde dikkate almaları; sosyal medyayı olduğundan fazla güçlü ve etkin kılmaktadır.
Örneğin ABD Başkanı Trump, tüm basın açıklamalarını 48 milyon kişinin takip ettiği Twitter hesabından yapıyor.
Aynı şekilde önemli gördüğü konularda video mesajlar hazırlayıp Facebook, Twitter ve YouTube üzerinden yayımlıyor.
Çoğu kez aynı mecralardan canlı yayınlar yaparak bu etkiyi artırma gayretine giriyor.
Trump, kavgalı olduğu geleneksel ABD medyasını bu yolla bypass ederken, onlara ihtiyacı olmadığını göstererek adeta kişisel medyasını oluşturuyor.
Daha sert, agresif, argo ve öfkeli paylaşımlara olan ilgi arttıkça, siyasetçilerin de sosyal medyada bu dili kullandıklarını görüyoruz.
Ülkemizde ise bazı muhalif partilerin genel başkanlarının, eski adıyla Twitter yeni adıyla X mesajlarında aynı sert ve agresif dili kullandıkları görülüyor.
Bu partilere cevap vermeye çalışanlar da zamanla aynı söylem ve stratejiyi izlemeye başlıyor.
“Devir popülizm devri, gençler bu mesajları seviyor, biz de bu dili kullanıyoruz” diyen liderler, aslında toplumsal bir yarık açtıklarının farkında değil.
Din konusunun sosyal medyadaki yansımaları ise daha vahim.
Kavga eden tarikat şeyhlerinin üslubu, içine düşülen durumun vahametini en iyi anlatan örneklerden biri oluyor.
Bazı dini liderler ya da onların çevresindeki kişiler, daha çok irşat, ilim ve irfanla mürit toplamak yerine; sosyal medyada takipçi artırmak için açıkça çağrılar yapıyor, ajanslar tutuyor.
Genç kuşak artık haberleri kâğıda basılı gazetelerden okumuyor; hatta o gazetelerin internet sitelerini bile takip etmiyor.
Sosyal medya araçları, gençlerin ihtiyaç duyduğu haberleri doğrudan onlara iletiyor.
Bazı gençler yalnızca zor durumda kaldıklarında ya da detaylı bilgiye ihtiyaç duyduklarında gazetelerin ve ajansların sitelerine bakıyor.
Yakın gelecekte kâğıt gazeteleri görmek mümkün olmayacak.
Yeni kuşak televizyon da izlemiyor.
Klasik televizyon izleyicisi artık büyük ölçüde 40 yaş üstüyle sınırlı.
Gençler YouTube izliyor.
Dizileri, programları, filmleri, yarışmaları, canlı yayınları ve hatta ilgi çekici tartışma programlarını daha sonra YouTube, Facebook, Instagram ve Netflix üzerinden takip ediyor.
Yazar–okur, siyasetçi–seçmen, sanatçı–hayran, kanaat önderi–takipçi ilişkilerinin tümünde bu dönüşümü gözlemlemek mümkün.
Sosyal medya kullanıcılarının seviyesine inmek, onların hoşlandığı tarzda mesaj vermek ve taleplerini karşılamak; ülkedeki genel sosyo-kültürel seviyeyi de belirlerken kültürel gelişimin gerilemesine yol açıyor.
Sosyal medyanın etkisi elbette bu kadarla sınırlı değil.
İletişim biçimimizden algı oluşumuna, genel kültürden eğitime kadar her alan artık sosyal medyanın etkisi altındadır.
