Anadolu denen bu coÄŸrafyada ebetteki sorunlar asla bitmez.
Bir sorun daha çözülmeden başka bir sorun uç verir.
Türkiye’nin önündeki bu devasa sorunların elbette bir geçmişi var.
Osmanlı devrinden itibaren her geçen gün artan problemler genç cumhuriyetle birlikte azda olsa çözüm arayışlarına dönüşse de istenen ve arzulanan içleşmeler tam başarılamadı.
Bu meselenin en temel nedenlerinden biride belki birincisi bu coğrafyanın jeopolitiğidir.
Türkiye en basit tanımla Asya ve Avrupa arasında doğal bir köprü.
Tarihsel geçmiş iyi araştırıldığında Asya ve Avrupa’nın bu topraklardaki büyük çıkar çatışmalarının olduğu görülür.
Asya ve Avrupa arasındaki ekonomik askeri ve rejimsel mücadele yakın döneme kadar devam etti.
Son 5o yılda bu rekabete denizaşırı coğrafyadan gelen ABD katıldı.
Hatta diyebiliriz ki dünya jandarmalığına soyunan ABD bölge ülkeleri içimde en fazla bizimle uğraştı.
Kominizim ile mücadele adı altında ABD ülkemizdeki birçok kurum kuruluşa sızdı.
Hatta yakın zamana kadar Türk ekonomisindeki ABD etkisi ve hegemonyası birçok iktidarımızı zorladı
Bugünde aynı etki eskisi kadar olmasa dahi devam etmektedir.
Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonraki 60 yılda onlarca darbenin altında ABD parmağı olduğu artık gün yüzüne çıkmış durumda.
Türkiye bugün hem dış güçlerle mücadele ederken aynı zamanda içimizdeki devşirme hain ve bedbahtlarla uğraşmakta.
Teme soru ÅŸu
Türkiye’nin sorunlarına yönelik iç ve dış müdahale hevesi neden kaynaklanıyor?
Bu soruya tek cümle ile cevap vermek zor.
Temel olarak şunu söylemek mümkündür.
Büyük yer altı ve yerüstü zenginliklerine sahip bu coğrafyada elbette iştahı kabaran emperyalistler her daim olacaktır.
Önemli olan insanlarımızın bilinç seviyesini yükselterek iç cephede çelik bir duvar inşa etmek.
O zaman akla başka bir soru gelip takılmakta.
Bu nasıl sağlanacak.
Elbette önce eğitim sonra sağlıklı ve adil bir düzen inşa etmek.
Günümüz Türkiye’sinde terör sorunu var...
Suriye sorunu var.
Avrupa BirliÄŸi sorunu var...
Ekonomideki sorunlar bir türlü çözülemiyor ve maliyet enflasyonu bir türlü önlenemiyor.
Ekonomik durumu fırsat bilen hainler milletin ekmeğiyle oynamaya devam ediyor.
İşsiz sayısı artıyor...
Üç gençten birisi eğitimsiz ve işsizdir.
Turizm sektörü can çekişiyor...
500 milyar dolar bandını zorlayan dış borçları çevirmekte zorluk çekiyoruz.
Dünyanın en kırılgan ekonomisi olduk.
Hukukun üstünlüğünde geri düştük...
Ama politikacılar bunları tartışmıyor...
Neyi tartışıyor.
Özgür Özel ne dedi?
liler4 niçin böyle olumsuz davranış sergiliyor?
İmamoğlu ve rüşvet alan belediye başkanları ne olacak?
Muhalefet cevap veriyor
İlla da erken seçim
Peki, Türkiye’nin sorunlarını nasıl çözeceksiniz
Cevap yok
Söylenilen Biz halkla, emeklilerle, işçilerle beraber yer sofrasında da yemek yiyoruz.
Bu tartışmalar medyada ve yorumlarda geniş yer bulabiliyor.
Bu olaylar ve söylemler bir uyutma projesidir...
Ya da siyasilerin aklı kesmiyor...
Daha önemlisi de halkımız, ben işsizim, sen dedikodudan başka bir şey yapmıyorsun demiyor.
Sorun 30 yıl öncesinde olduğu gibi sil baştan demokrasi elden gidiyor. Ülke elden gidiyor ve kılık-kıyafet tartışmasına dönüştü.
Bu yolla da maalesef dünyada Türkiye'nin geri kalmışlığı tescil edilmiş oluyor.
Bir yandan halk popülizmi yapılırken, öte yandan kayırmacılık, siyasette dost, akraba ilişkileri etkili oluyor.
Bürokrasiden gelenler, halkta karşılığı olmayanlar ve hatta benim şahit olduğumu kendi ilinden örgüt tarafından kovulmuş olanlar bile üstat teranesi içinde partide ve Meclis'te daha etkili makamlara gelebiliyorlar.
Bütün siyasi partiler, 1980 darbesini lanetliyor... Ancak bu darbenin getirdiği siyasette lider vesayeti ve YÖK gibi yanlışları değiştirmeye çalışmıyorlar.
1980 darbesi öncesi, seçim sistemi daha demokratikti.
Söz gelimi milletvekili seçimlerinde ön seçim zorunluydu.
Partilere yüzde 5 kontenjan ayrılmıştı.
CHP'de kontenjandan gelenler, şimdiki MYK'nın benzeri olan Genel İdare Kurulu üyesi olamıyorlardı.
Bunun için parti yönetiminde vesayet yoktu.
Şimdi bütün partilerde genel başkan, dolaylı veya doğrudan tek seçicidir.
Darbenin üstünden yaklaşık 45 sene geçti.
Birçok siyasi iktidar değişti.
Hiçbir iktidar işine gelmediği için darbenin getirdiği antidemokratik seçim kanunu ve siyasi partiler kanununu değiştirmedi.
YÖK, yükseköğretimin kalitesini düşürdü.
Lise eÄŸitimi gibi standart tedrisat getirdi.
Bu üniversite anlayışına aykırı.
Bunun içindir ki Türkiye'nin dünya üniversiteleri arasında sıralaması geri düştü.
Siyasi partiler iktidar olduklarında YÖK'ü ideolojik yapılanma için kullanıyorlar.
Onun için de hiçbir siyasi parti YÖK düzenini eleştirmiyor.
Başkent Bülten gazetemize göre Türkiye'nin en önemli sorunu eğitimsiz ve işsiz gençlerdir.
Gençlik ve Spor Bakanlığı var.
Bazı gençlere okumaları ve iş açmaları için kredi veriliyor.
Ancak böyle palyatif önlemlerle bu sorunun çözülmesi imkânsızdır.
İşsiz ve eğitimsiz gençlerin hepsi mi serbest iş yeri açacak?
Yüzde biri bile açamıyor...
Zira mesele piyasa ve arz-talep meselesidir.
Böyle olduğu halde ne hükümetin bu gençler için bir çözüm projesi var, ne de siyasi partilerin bir çözüm önerileri var.
Öneriyi bırakın sorununu tartışan bir siyasetçi gördünüz mü?
Biz tartışıyoruz...
O da sınırlı medyada... Zira havuz medyası işsiz lafını ağzına alanı konuşturmuyor. Buna karşılık aynı havuz medyada, siyasi iktidarın eğilimine paralel olarak, İmam Hatip okullarını sürekli gündemde tutuluyor.
Bu alanlarda altyapısı ve fikri olmayan siyasetçiler, işi tehditle, kabadayılıkla götürüyor.
Bilmemiz gerekir ki, siyasette bu tür popülizm belki kısa sürede siyasi partilere oy getirir ama buna karşılık ülkenin geleceğinden daha fazla götürür.
